Medya nasıl düzelir?
Medya günümüzün en etkili ideolojik aygıtlarından biridir. Etkisinin büyüklüğü medyanın sosyo-ekonomik konumu konusunda
yanılsamalara neden olmaktadır. Medya toplumu enformasyon yada dezenformasyon (dis-information=bilgi kirliliği,yönlendirme,esas olanın gizlenmesi, yanlış bilgi…) yoluyla öyle güçlü bir şekilde etkilemektedir ki toplumu şekillendirenin medya olduğu yanılsaması kolayca ortaya çıkmaktadır. Bu aslında basit bir düşünme yanlışıdır hatta mantık yanlışıdır. Aynı tür yanlışa bir örnek verirsem daha iyi anlaşılacak:İki ülke savaştığında idealist tarih yorumcuları savaşı kazananın komutan olduğunu düşünür. İki ülkenin sosyo-ekonomik düzeyi, savaşanların eğitim düzeyi, nüfus, coğrafya vb. gibi yığınla etki göz ardı edilir. Savaş meydanında en etkili kişi kimdir? Komutan! Dolayısıyla savaşı yöneten de odur. Bir dağ düşünelim, dağı şekillendirenin zirve olduğu düşünülür çoğu kez. Oysaki zirve dağın üstünde yükselir. Zirveyi dağ şekillendirir, dağı zirve değil.
Verdiğim örnekler medyanın konumunu ve işlevini anlatmaktadır aynı zamanda: Medya sosyo-ekonomik sistemin bize ulaşan “ucu” yada zirvesidir. Tıpkı ülkenin savaş meydanına uzanan “ucu” yani komutan gibi.
Aslında bu konu en iyi altyapı-üstyapı diyalektiği ile anlaşılabilir.
Medya bir üstyapı ögesi olarak toplumsal sistemin devamını “üretir” . İşlevi ideolojiktir. Bu yalnızca tipik kapitalist toplumlar için sözkonusu değildir. Medya, reel sosyalist deneyimlerde (örneğin SSCB’de Pravda ve Komsomol yayınları) ve Faşist devletlerde (Propaganda bakanlığı bile vardı) de medya toplumsal sistemin devamını sağlamaya yönelik en sofistike,en örtülü aygıt olmuştur.
Tüm üstyapı ögeleri gibi medya da sistemin değişen dinamiklerini yansıtır. Bu zorunlu ve doğal bir olgudur.
Özel televizyonların, magazin basını ve arka kapak güzellerinin ülkemiz medyasına, neo-liberalizmin zafer anında ve sosyalist alternatifin çözüldüğü bir dönemde girmesi tesadüf değildir.
12 Eylül’ün palazlandırdığı Türk-İslam sentezinin ürünüdür ki dincilerin “boyalı basın” dediği basın dini günlerde Kuran vb. dağıtmaya başlamıştır.
Televizyon kanallarında belgesellerin yerine mistik-dinsel programların geçmesi olgusu Türkiye kapitalizminin dönüşümünden ayrı düşünülemez. (Yeşil sermaye, eski tip yarı-aydınlanmacı Kemalist yapının tasfiyesi, dinci-neoliberal ittifakı…)
Gazetelerde falların,rüya tabirlerinin vb. eskisine oranla artması ise aydınlanmacı modernizm yerine post-endüstriyel kapitalizmin post-modern eğiliminin sonucu değil de nedir?
Ulusal medya tekelleri dönemi yerine günümüzde uluslarüstü medya tekelleri geçmiştir. CNN,BBC,Reuters gibi dev medya aygıtlarının girmediği ülke kalmamıştır. Bu durumu ülkemizde rahatlıkla gözlemleyebiliriz: CNBC,Sky-Turk,CNN Türk vb.
Bu dev medya şirketleri öylesine güçlenmiştir ki Ted Turner’ın (CNN’in sahibi) dünyanın bir numaralı adamı olduğu bile söylenmiştir.
Medya postmodern kültürün merkezindedir, gerçeğin artık “görüntüler” ve yönlendirmeler”den ibaret olduğu düşünülmektedir.
Bu durumu anlatabilmek için Baudrillard, “Körfez savaşı olmadı” adlı bir kitap yayınlamış ve çağımızda gerçekliğin yerini medyanın yönlendirdiği “hiper-gerçekliğin” aldığını söylemiştir.
Chomsky medya-egemen sistem ilişkisini şöyle açıklıyor:
“…alternatif medya, medya sistemine süper-zenginler dışındakilerin girmesini olanaksızlaştıran sermaye yoğunlaşması nedeniyle yok oldu.
… Oligopoli rekabet varmış sanısını yaratır. Aslında çok sınırlı bir rekabettir bu. Çünkü kuruluşlar müttefiktir ve beraber çalışırlar: Sermayelerinin büyüklüğü tartışılmayan, hayatî konularda kararları veren birkaç özel kuruluşun totaliter bir dünya düzeni yaratmasının yolu… medya da bunun bir parçası.”
Peki medya savaşlarına ne demeli?
Bu konu ile sistem içi çıkar çatışmaları ayrı düşünülemez. Çünkü onun bir başka görünümüdür.
ABD’de Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki farkı nasıl ki farklı sermeye gruplarının çıkar farkı ise, örneğin Türkiye’deki Doğan holding ile diğerleri arasındaki çatışmada budur. Ve nasıl ki Cumhuriyetçi-Demokrat ayrımından dolayı ABD’de demokrasi varmış yanılsaması oluşuyorsa, medyada da farklı sesler varmış yada olabilirmiş yanılsaması oluşuyor.
Peki medya nasıl düzelir? Ya da düzelir mi?
Yazının başına dönersek: dağ aynı kaldıkça zirvesi de aynı kalır.
Peki Alternatif medya? Olamaz mı?
Karşı bir ideolojik aygıt olarak evet,varolabilir. Ama medya tekelleri haber üretiminden dağıtımına kadar tüm “ortamı” (medya sözcüğünün kökeni “ortam”dır) kontrol ederken böyle bir medya adı üstünde “alternatif” olarak varolabilecektir.
Ne zaman ki sistem içi çatlaklar sistemi yutacak denli büyür, yada çoğalır, işte o zaman medya halkı “uyutamaz hale” gelir.
Bu ikinci dünya savaşı sonrası Fransa ve İtalya’sında neredeyse böyleydi. Ama unutmamak lazım o ülkelerde o zaman iktidara çok yakın yani dağı güçlü çeneleriyle kemiren bir sınıf vardı.
Özetle medya tıpkı eğitim gibi üstyapısal bir kategoridir. “Medya düzelir mi?” sorusu “eğitim düzelir mi?” gibi soru tiplerinin bir örneğidir.
Yanıtı ise açıktır: Sistem düzelirse eğitim,medya, insan hakları,çevre vb. de düzelir.
Çünkü tüm bu sorunlar sistemin bağrından fışkıran sorunlardır.
Sonuç olarak:Felç geçirmiş beyin değişmediği müddetçe onun dili de (medya) değişmez. Felç geçirmiş bir beyin ise düzeltilemez, yerine yenisi gerekir.
Belki klasik medya (para ve çıkar ilişkileri ile dönen) düzelmez, ancak internetin getirdiği teknolojik imkanlar yeni ve paraya ihtiyaç duymayan bir ortam yaratmış oldu. Artık fikirleri yayınlamak neredeyse bedava, reklamını yapması da ucuz. Yeterki inatla devam edecek irade olsun.
Şu anda pek çok sektörel site kendisinin rakibi olan kitlesel medya organlarından fazla takip ediliyor (Internet sektöründeki biri turk.internet.com u yada webrazzi.com u CNN in teknoloji bölümünden daha takip edilir buluyor)
Tarihin pek çok döneminde teknolojik yenilikler nasıl düzeni değiştirdiyse internet de büyük değişikliği yapacak potansiyeli taşıyor.
Yorum yapan Berkhan — Haziran 5, 2008 @ 10:58